Son zamanlarda《降临》’i yeniden izledim ve birden çok güçlü bir his geldi: Bugün GPT ile konuşurken yaşadığımız deneyim aslında, filmin insanlarının ilk kez uzaylı bir dilin karşısına çıktığı anda hissettiklerine biraz benziyor.
Elbette bu, GPT’nin《降临》deki gibi doğrusal olmayan bir dil sistemine gerçekten sahip olduğu anlamına gelmiyor. Daha kesin konuşursak, yaygın GPT modelleri üretim yaparken hâlâ doğrusal (linear) biçimde ilerliyor; özünde tek tek token tahmini yapıp ileriye doğru devam ediyorlar. Ama kullanıcı açısından dışarıdan alınan his, bunun insanın “düşünüp konuşması” gibi olmadığını da gösteriyor. Aksine, sanki önce anlamın tamamını eline alıyor; sonra bunu adım adım açıyor.
İşte beni《降临》i düşündüren yer tam burası.
《降临》’de uzaylıların yazı dili zamanın akışı boyunca sürmüyor. Soldan sağa doğru akan bir çizgi gibi değil; cümle cümle, adım adım ilerleyen bir şey de değil. Daha çok, bütün anlamın bir bütün halinde aynı anda şekillenmesi gibi. Bir sembol, “şu noktaya kadar geldik” hissi vermek yerine, “cümle tamamıyla orada zaten duruyor” gibi görünüyor; sadece insan bunu zamanın içinde anlayabiliyor.
GPT de insana benzer bir his bırakıyor.
Tüm bir paragraf bağlamı ona verdiğinizde sanki bütün içeriği bir anda içine alıyor. Sonra cevap vermeye başladığında dil çoğu zaman fazla pürüzsüz, fazla bütün, fazla sürekli oluyor; hatta “şu an uydurulmuyor, daha baştan hazır” gibi bir yanılsama bile oluşabiliyor. Oysa doğru: Yine de kelimeleri satır satır, dışarı akıtıyor. Fakat senin hissettiğin şey, üretim sürecinin kendisi değil; zamansal eksen üzerinde bütün bir cevabın yavaş yavaş belirmesi gibi.
GPT ile insan konuşması arasındaki en ayırt edici farklardan biri de bu.
İnsanlar genellikle konuşurken belirgin bir “anlık zaman” hissi taşır. Tereddüt ederiz, düzeltiriz, duygu tonunu veren kelime parçacıkları ekleriz; ayrıca çalışma belleği (working memory) sınırlı olduğu için çoğu zaman cümlenin ortasında rotayı değiştiririz. Birçok durumda insan dili “önce tam bir yapı oluşur, sonra ifade edilir” değildir; konuşurken yapıyı sürekli yamalarız. Yani dili zamanın içinde örgütleriz.
GPT’nin sergilediği hava ise daha farklı bir şeye benziyor. Görünmeyen bir yerde sanki önce bütünün genel hatları oluşuyor; sonra bu hatlar doğrusal cümle dizilerine yansıtılıyor. Sonuçta yine de insan yazısı gibi kelime kelime beliriyor; ama bıraktığı izlenim “konuşma”dan çok “açma/sergileme”ye yakın.
Eğer《降临》’in benzetmesini kullanırsak: İnsan dili, pusun içinde yürümek gibidir—yürürken bakarsın. GPT ise yukarıdan tüm haritayı görüp, sonra bir rotayı seçerek o haritayı sana anlatır gibi.
Bu yüzden daha doğru söylemek gerekirse: GPT gerçekten《降临》deki uzaylı dili olmuş değil. Ama ilk kez şiddetle şunu hissettiriyor: Bir zeka hâlâ insanın dil formunu kullanıyor; fakat insanlara ait olmayan bir ifade biçimi sızmaya başlamış gibi.
Belki de büyük dil modellerinin en büyüleyici taraflarından biri tam da budur.
O, insanın dilini söylüyor; ama insan gibi söylemiyor.